Son yıllarda Orta Doğu’da jeopolitik olarak karmaşık bir denge sürdürülmekte ve bu denge ABD, İsrail ve İran arasındaki ilişkilerle doğrudan bağlantılı. Özellikle ABD ve İsrail'in İran'a yönelik yürüttüğü operasyonlar, sadece askeri stratejilerle sınırlı kalmayıp, siyasi ve ekonomik alanlarda da önemli yansımalar yaratıyor. Her iki ülkenin İran ile olan ilişkileri zaman zaman gerginleşse de, bu karmaşık yapı içerisinde çeşitli diplomatik müzakerelerin de sürüp sürdüğü merak ediliyor. Peki, bu aşamaya nasıl gelindi ve önümüzdeki süreçte müzakereler devam edecek mi? Bu soruların yanıtları, Orta Doğu'daki istikrarı etkileyen birçok unsuru beraberinde getiriyor. Ayrıca, ABD’nin İran ile ilişkilerini nasıl tanımlayacağı, bölge güvenliği açısından kritik bir rol oynayacak.
ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü operasyonlar, özellikle 2000'li yılların başında hız kazandı. Irkçı ve Teokratik bir rejim olarak tanımlanan İran, nükleer silah edinme çabaları ile uluslararası arenada büyük bir korku yarattı. 2000’lerin ortalarında, İran'ın nükleer programı ile ilgili yapılan iddialar, ABD ve müttefiklerinin baskılarını artırdı. 2003 yılında Irak'a düzenlenen operasyon, İran'a karşı oluşturulacak müttefik birliğinin ilk adımlarından biri olarak görülüyor. O tarihten itibaren ABD, İran'ın bölgede etkisini kırma stratejisi geliştirdi. Bununla birlikte, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma ile diplomatik bir çözüm yolu arandı. Ancak bu anlaşmanın bozulması ve ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak anlaşmadan çekilmesi, ilişkilerin yeniden gerilmesine yol açtı.
İsrail ise, İran'ın nükleer programının doğrudan kendisine bir tehdit oluşturduğunu düşünen bir yaklaşım sergiledi. Özellikle Netanyahu hükümeti, İran’ın nükleer silah geliştirme programının durdurulması amacıyla sıkça askeri müdahale tehdidinde bulundu. Ayrıca, genel olarak ülkede artan savaş eğilimi, İran’a yönelik siber saldırılar ve suikast planları gibi daha gizli operasyonları da beraberinde getirdi. 2020 yılında, İranlı nükleer bilim insanı Mohsen Fakhrizadeh'in öldürülmesi, bu tür operasyonların en çarpıcı örneklerinden biriydi. Bu saldırılar, bölgesel istikrarı daha da tehlikeye atarken, İran’ın yanıt vermesi de muhtemel bir çatışmanın kapısını araladı.
Tüm bu askeri ve etkileyici operasyonlar, diplomatik müzakereleri de beraberinde getirdi. İran ile ABD ve müttefikleri arasındaki gerilimin arttığı dönemlerde, dolaylı görüşmelerin devam ettiği biliniyor. Avrupa Birliği’nin arabuluculuğunda yapılan müzakereler, zaman zaman resmi ve gayri resmi kanallardan süregeliyor. Ancak İran’ın, nükleer programı üzerindeki haklarını koruma konusundaki ısrarı, müzakerelerin neden zorlandığını gösteriyor. Düşünce kuruluşları, İran’ın gelecekteki müzakere süreçlerinde daha esnek bir tavır sergileyebileceği öngörüsünde bulunsa da, bunun ne derece gerçekleşeceği belirsizliğini koruyor.
ABD'nin yeni yönetimi ile birlikte, diplomatik ilişkilerin yeniden canlanıp canlanmayacağı büyük bir merak konusu. Biden yönetiminin, Trump döneminde uygulanan sert yaptırımların yerine daha müzakereci bir tutum sergilemesi bekleniyor. İleriye dönük olarak, ABD ve İsrail’in ortak güvenlik stratejileri çerçevesinde İran ile olan ilişkilerinin nasıl şekilleneceği, Orta Doğu’daki dengeleri yeniden değiştirebilir. Diğer yandan, bu görüşmelerin sürekliliği için tarafların karşılıklı olarak bazı tavizler vermesi gerekecek. Ancak, karşılıklı hayal kırıklıkları ve güven eksikliği, bu müzakerelerin ne kadar sağlıklı ilerleyeceği konusundaki kaygıları artırıyor.
Tüm bu gelişmelere rağmen, Orta Doğu'daki gelişmelerin dinamiklerini etkileyen birçok unsur bulunmaktadır. Bölgedeki diğer ülkelerin, özellikle Suudi Arabistan ve Türkiye'nin tutumları, ABD ve İsrail'in İran’a karşı uygulayacakları politikaları da etkileyecektir. Gelecek yıllarda, bölgenin daha müteahhit dialogları ve müzakerelere açılmasını ümit etmekle beraber, bunun ne denli gerçekleşeceği belirsizliğini korumaktadır. İlgili tarafların daha temkinli ve işbirlikçi bir yaklaşım sergilemesi durumunda, belki de yeni bir dönemin kapısını aralayabilecektir. Ancak, tarihi yanlış anlamalar ve güvensizlik, her iki tarafta da dikkatli olunmasını gerektiren bir durum olarak varlığını sürdürecektir.
Sonuç olarak, ABD ve İsrail'in İran'la olan ilişkileri çok katmanlı bir yapıya sahip olup, bu süreçte operasyonlar ve diplomasinin hangi boyutlarda gelişeceği büyük bir merak konusu. Gelecek dönemde özellikle uluslararası ilişkilerin nasıl şekilleneceği ve bölgedeki dengelerin ne yöne evrileceği, Orta Doğu'nun geleceği açısından hayati bir öneme sahiptir. Tüm bu gözlemler ışığında, Süreçteki farklı aktörlerin tutumları ve stratejileri dikkatle izlenmeli, gelişmeler sürekli olarak takip edilmelidir.